Ege'den

20/8/2008 - bugün


Çünkü…
          aşk acıtır canım
Bu yüzden özlemeleri sevmiyorum 
                                                 ben.

Çünkü…
          mutlu aşk yoktur
                                      sevgilim

Mutlu aşk varsa bile mutlu son
                                                 yoktur
Ama mutluyum bugün
Ve yaşadığımız tek bir an var
                                     o da
                                           BUGÜN

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

20/8/2008 - eski zamanlar


Cep telefonumuz yoktu o zamanlar. Ve biz jetonlu telefonlardan arardık sevgililerimizi. Sıra beklerdik telefon kulübeleri önünde ve jeton biterdi tam “seni seviyorum” diyecekken. Bu yüzden önemliydi dakikalar ve biz bilirdik zamanın kısıtlı olduğunu. Ve yaşardık o yüzden içimizden geldiğince, ertelemeden. Ve söylerdik özlediğimizi, sevdiğimizi içimizden geldiği an. Çünkü bilirdik her an bitebilir hayatın bize tanıdığı zaman ve kalabiliriz biz elimizde ahize sevdiğimizin yüreğine dokunamadan.

 

Sevişmeler öpüşmeyle başlar, öpüşmeyle biterdi. Sevişmek sevmekten gelirdi. Sevişmek oyun oynamaktı.

 

Ve kalem kağıt ile mektup yazardık. Vermek önemli değildi. Yazardık. Bir satır kalsın isterdik bizden geriye.

 

Ve postanelerden pulların üstünü damgalatırdık. Aşk mektupları pul ve damga ile giderdi sevdiceğin ellerine. Sevdiceğin elleri vardı mektupları alacak. Mektuplar vardı içinde aşk olan.

 

Aşk vardı.

 

Jetonlar kart oldu, aşklar laf.

Kartlar telefon oldu, aşklar yalan.

Dünya yalan. Zaman yalan.

Şimdi yakalanmıyor.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/8/2008 - soru


biteceğini bile bile birşeylere başlamaya "delilik" diyenler
siz yaşarken sonunda öleceğinizi bilmiyor musunuz sanki???


                              ya da....


cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur
neler çeker bu gönül söylesem
şikâyet
olur

şeyhulislam yahya



1 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/5/2008 - Her seçiş bir vazgeçiştir

 

Belki hayatı anlamak için sadece Latince bilmek yeterli.

 

 “Decide” İngilizce’de karar vermek anlamına gelir. Latince "–cide" soneki öldürmek demekmiş. Yani karar vermek basitçe seçmek değil geri kalan tüm seçenekleri elemek, öldürmekmiş aslında.

 

Karar vermek…

Uygulamaktan daha zor, sancılı bir süreç. Ölçmek, biçmek; doluya koymak, boşu doldurmaya çalışmak. Ve sonra tüm analizler, tüm artılar ve eksiler neticesinde bir karara varmak ve geriye kalan tüm alternatifleri yok etmek.

 

İşte bu yüzden;

“Her seçiş bir vazgeçiştir.” demiş Blaise Pascal.

 

 

Hayatı ve kendimi anlamaya biraz daha yaklaştığım bugünlerimde, bu bilgiyi verene sevgilerimle....

 

 

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/5/2008 - hayat...

 

Geçen gün çamaşır makinasında bir sorun oldu ve kullanıcı kılavuzunu karıştırmam gerekti. Kullanıcı kılavuzlarının sonlarında sorunlar ve çözümleri gibi bir bölüm vardır bilirsiniz. Dikkatimi çeken çok basit bir kısım oldu:

Sorun: Deterjan çekmecesinden köpük çıkıyor.

Sebep: Çok fazla deterjan kullanılmış

Çözüm: Bir sonraki yıkamada daha az deterjan kullanın.

 

Sorunlarımızın çözümleri hep bu kadar basit aslında. Sorunun sebebini hep biliyoruz, yapılması gereken bir daha ki sefere soruna neden olanı yapmamak veya soruna neden olanı hayatımızdan çıkartmak.

 

Hayatımızın da bir kullanma kılavuzu var, içimizde saklı, okumayı bilmek gerek.

 

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

30/4/2008 - öğütler

 

ne olursan ol

tutarlı ol

 

dost ol düşman ol sevgili ol

yalancı ol

farketmez

 

yeterki tutarlı ol

 

bilinmezlik ve değişkenlik yoran insanı

tutarsızlık yıpratan

 

güvenilmezsen bile, güvenilmezliğinde tutarlı ol

tutamayacağın sözler verme,

gidemeyeceğin kapıları açma

korkaksan korkak ol

 

ama tutarlı ol

 

belki en önemlisi bu

 

 

not: kendime, hayatıma bir zaman girmiş ve girecek olanlara.

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

30/4/2008 - dün bugün yarın

 

zaman...

hem ilaç hem öğretmen

hem dost hem düşman

 

zaman...

dostu düşman, düşmanı dost eden

öğreten, unutturan..

 

zaman...

yazılarımı elden geçirmeme neden

zaman,

akıp gidiyor

7 günde bir pazar oluyor

20 yıl öncesi dün

20 yıl sonrası kimbilir nerde kimlerle

 

zaman...

 

hakkında yazılacak her satırı bir gün yalanlayacak olan....

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/4/2008 - Burası Türkiye!

 

 

Türkiye gerçeği; 8 Mart Kadınlar Günü’nde barış elçisi olarak İtalya’dan Filistin’e doğru yola çıkmış üzerinde gelinliği ile tecavüze uğrayan, öldürülen ve gömülen bir kadındır!

 

Türkiye, tecavüzcü katilin yakalandığında “ulan gelinlikle yol ortasında görünce kimsesiz bir manyak sandım, karı ünlü bir gâvur çıktı, bizde de şans olsa” diye hayıflanmasının ihtimal dâhilinde olduğu bir ülkedir.

 

Türkiye, eğitim, kültür seviyesine göre; anasına bacısına sövüldü mü adam öldürmekten, yanındaki bayana birinin baktığını fark ettiğinde bakanı terslemeye veya bayanın kendisine “çeki düzen” vermesi konusunda “kibarca” uyarmaya kadar değişik tepkilerle kadınlarına göz kulak olan erkeklerin ülkesidir.

Bununla birlikte kendisinin olmayan her kadın için –meslektaşı, arkadaşı, öğretmeni, komşusu…– “başka türlü” düşünebilen erkeklerin ülkesidir Türkiye. Dostluktan, barıştan, insan olmaktan, eşitlikten anlamayan erkeklerin ülkesidir. Ve gelişmişliği okumuşluğu doğrultusunda kendine hâkim olan adamların zaaflarından yararlanan, bu avantajı yitirmemek adına erkeklerin bu en ilkel yanlarını körükleyen, destekleyen, kullanan kadınların ülkesidir.

Ülkemin ve erkeklerinin kabahati yok, günümüz dünyasının düzeni değil mi bu?

 

Barışı, güveni savunmak bu topraklarda büyük hatadır. Bu topraklar, ancak üzerlerinde yaşayanlarına “rağmen” sevilebilirler.

 

Burası Türkiye ve gazetelerin manşetlerinde gördüğünüz Türkiye’nin gerçeğidir.

Türkiye gerçeği lüks alışveriş merkezlerinde mini eteği, dolgu topuğu ile salınan genç kadın değildir, Türkiye gerçeği Ümraniye’de sakallı eşinin bir adım gerisinden yürüyen yüzü peçe ardındaki kadındır. Türkiye gerçeği başarılı, saygı duyulan kadınlar değildir; ne eğitimi almış olmuş olursa olsun, ister akademik ister devlet kurumunda ister özel sektörde belli bir başarıya geldikten sonra “evinin kadını” olmayı seçen çocuklarını büyüten kadındır. Erkeği için –ki o erkek o kadının sahibidir, o erkeğin olduğu masada kadın garsondan bir bardak su bile isteyemez-, tüm hayatını benliğini geri plana koymasını bilen ve ona hizmet ederek yaşayan kadındır.

 

Bu, Dünya’nın düzenidir. Yaşasın erkek egemenliği, yaşasın korkak, güçsüz kaçak yaşayan erkeklerin dünyası. Yaşasın bu erkekleri böyle yetiştiren kadınlar ve bu egemenliğe sonuna dek destek veren dünya kadınları.

 

Bir barış elçisi tüm Avrupa'yı geçer de gelir Gebze’de öldürülür. Gebze’ye ulaşmış olması bile bir mucize değil mi? Sınırdan geçtikten sonra ilk ormanlık alanda da canına kıyılabilirdi. Bu ülkede cinsiyetin insan olmandan önce gelir.

 

Niye şaşırdınız ki Giuseppina Pasqualino di Morineo tecavüze uğrayıp öldürülünce? Her yıl kaç kadın turist tecavüze uğruyor “turizm cenneti” Antalya’da? Kabul edelim asıl şaşırtıcı olan başına bir iş gelmeden bu toprakları geçip gitmesi olurdu Pippa Bacca’nın.

 

Bu yaşanan Türkiye için büyük ayıp mı?

İkiyüzlülüğü bir kenara bırakalım ne olduğumuzu kabul edelim, kabul edelim ki değişebilmek, ilerleyebilmek için bir umudumuz olsun. Bu yaşanan Türkiye’nin gerçeğidir. Tecavüze uğrayanın dünya çapında bir sanatçı olması ülkemiz gerçeğinin dünyanın gözleri önüne serilmiş olmasından öte bir durum değildir.

 

Türkiye İstanbul değil, Türkiye Maslak, Etiler veya Bağdat Caddesi hiç değil. Türkiye’de kadın olmak demek çantanda biber gazı ile sokağa çıkmak demek.

Ne çabuk unuttunuz dört yıl önce Zincirlikuyu’da akşam iş çıkışı saatlerinde tecavüze uğrayıp öldürülen psikologu? O Türkiye’nin ayıbı değil miydi?

 

Ama burası Türkiye, kadın tecavüze uğradı ise “vardır bir sebebi” ülkesi, tüm kabahat dişidedir, kuyruk sallamasa aklına gelmez erkek köpeğin!

 

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

30/3/2008 - Küba

 

Bir kuşağın ömrünü adadığı devrim

Çağımın turizm malzemesi

 

“değişmeden görmelisiniz”

 

 

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

30/3/2008 - varmak mı önemli olan, yolda olmak güzel....

 

alıntıdır, nerden ne zaman aldığımı bilmiyorum

 

 

Karar vermenin bilgeliği...

 

Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..

 

Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep.. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış.. "Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..

 

İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."

 

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.

Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..

 

"Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."

 

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."

 

Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler..

 

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara..

 

"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..

 

İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."

 

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.

 

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..

"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."

 

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

 

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:

 

"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

 

 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

 

Erken karar vermemek gerekiyor, yolda olmanın keyfini çıkarmak. Tadına varmak belki tüketmeden. Oysa şimdi kararlar, yaşamlar, anlar alabildiğine hızlı. Kimsenin vakti yok durup düşünmeye, beş duyu ile yaşamaya, tadına varmaya. Birileri koşturuyor, koşanları eleştirenler tüketiyor, yok ediyor. Herkeste bir tatminsizlik, bir huzursuzluk hali.

 

Yaşadığımız coğrafyaya benziyoruz.

 

 

 

 

 

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Arkadaşlarım

csonceley
oykum57
halisabi
baharla
asivemavi36
hayaliduman
PETUNYA
dilara45
Mugea
elifgulsum
znoyan
belginguven
HandanGokcek2
savra
bbblogum
yaraticilik
Ozgurle

HTML Web Counter
ProSound and Stage Lighting