Yanlış yolu seçmiş buluşacağımız yere gelmek için. İş çıkış saati, geleceğini söylediği zamandan 15 dakika kadar geç geldi.
Dert mi? Olur mu, ben onun kapıdan gireceği anı hayal ettim, ilk ne diyeceğimi düşündüm. Kaç yıl önce 7 Ekim öğleden sonra başlayan hikayeyi ve oraya geldiğim ana dek onla, onsuz yaşadığım her anı geçirdim gözlerimin önünden.
“Çok beklettim mi?”
“7 yıl kadar”
Çok az kişi anlar ne demek istediğimi, anlatacaklarımı.
2 kişi -ki biri ben biri o; gerçekten anlar.
Şahitlerimiz -ki birkaç dost, şimdi adresleri belli değil, ailelerimiz –ki bilmezler zaten hepsini, vapurları ve martıları Boğaz’ın –ki kaçı hala mesai harcamaktadır bilinmez bizim hatlarımızda, surlar ve fenerler, tarihi yarımadanın tüm ara sokakları, o sabah savaş gemisi üstünde egzersiz yapan Amerikan askerleri, üniversite kampüsleri ve o kampüslerin köpekleri, 7:15 Bostancı-Kadıköy otobüsleri, şehrin o zamanki tüm eskici dükkanları, eski evlerimiz, odalarımız, eski telefon numaralarımız (–ki bizden sonra satılmıştı değil mi Telekom?) film festivalleri, fotoğraf sergileri, merdivenleri ve inişleri ve çıkışları hayatın …
Yıllar önce bir kırmızı ışıkta karşılaştık ama hazır değildik o zaman. Yarım kalmış bir eski aşk bu nerden baksan, önce kendini temize çekmeli insan, sonra diğer yarısını affetmeyi denemeli. Zamanı gelmiş demek ki şimdi buluverdi yollar yine birbirini; çağın sunduğu kolaylıklar bahanesi, kavuşma günü gelmiş.
Yazacak çok şey var, onunla, onunla olduğumda ki benle, bizimle ilgili.
Ne zaman, nerde, nasıl buluşuruz konuşmadık. “Kırmızı şarap içerken dinleyeceğim seni” dedi, “Çarşamba akşamı” dedim. “Victor Levi” dedi. Bitti.
Kırmızıydı o, ben mavi. O seviyor diye kırmızı giydim hep, benim için mavilere büründü.
Onun deyişi ile böğreği ve biraz peyniri meze yaptık 2 şişe şaraba.
Yakalamaya çalıştık birbirimiz olmadan, ama hep içimizde “o da olsaydı, ona da anlatsaydım” diyerek, yaşadıklarımızı. Neler anlattık neler dinledik. Dinledik dinlemesine ama doya doya gözlerine baktık birbirimizin –ki herşeyden öte güzel gözleri kaldı aklımda.
Kahkalarımızı karıştırdık birbirine –hiç mi değişmez o gülüş ve gülmeyi gülmeye katıp büyütmek birlikte; sonra neye gülmeye başladığını unutup, unuttuğuna gülmek –ki ne çok özlemişim sesini, sesinin tonunu, anlatmasındaki cıvıltıyı ve kahkahasının içtenliğini ve sınırsızlığını.
Hoş geldin kırmızım, hoş geldin alfabemin ilk harfi.
|